24 Mart 2019 Pazar

UZUN ARALIKLI BESLENME: KİMLER DİKKATLİ OLMALI?

Aralıklı beslenmenin en önemli yan etkisi açlıktır. Kendinizi zayıf hissedebilirsiniz, beyniniz yeteri kadar çalışmayabilir. Bu durum geçicidir, yeni yemek rutininize alıştıktan sonra kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.
Vücudumuz açlığa karşı kendini korumak üzere programlanmıştır. Bu nedenle yemek yediğimizde besinlerin bir kısmı ilerde kullanılmak üzere depolanır. Açlık durumunda hücrelerde biriken depolar yakılarak enerji sağlanır. Bu süreç çok uzun sürmediği sürece negatif etkilerini hissetmezsiniz. Vücut aldığı kaloriden fazlasını yaktığı için bu tür beslenme alışkanlığının ilk görülen etkisi kilo kaybıdır.
Uzun süreli açlıkta vücudun dengesi bozulabilir. Hayatta kalma dürtüsü ile metabolizmanız ve hareketleriniz yavaşlar. Bu durum genellikle 3 günlük sürekli açlık sonrası ortaya çıkar. İlk 3 günde vücut yakıt depolarını idareli kullandığından kilo kaybı hemen ortaya çıkmaz.
Ancak, aralıklı beslenme herkes için uygun değildir.  
1.     Diyabet veya kan şekeri düzensizliğiniz varsa,
2.     Kan basıncınız düşükse,
3.     Zayıfsanız,
4.     Kronik bir hastalıktan ötürü kullandığınız ilaçlarınız varsa,
5.     Zaten bilinen beslenme bozukluğunuz varsa,
6.     Menstruasyon düzensizliği olan bir kadınsanız,
7.     Gebelik planlıyorsanız,
8.     Gebe iseniz veya emziriyorsanız,
aralıklı beslenme size göre değildir, zararlı olabilir.
Aralıklı beslenme kadınlarda çok faydalı olmayabilir. Çalışmalar erkeklerde daha faydalı olduğu yönündedir. Kadınlarda kan şekeri kontrolünü bozabildiğine dair çalışmalar da mevcuttur. Ayrıca, uzun süreli açlık mens düzensizliğine, erken menopoza ve kısırlığa sebep olabilir. Bu yüzden kadınların dikkatli olmasında fayda vardır. Kadınların yavaş başlayıp bir problem olursa hemen bırakmaları önerilir. 
Genel olarak sağlıklıysanız, beslenme probleminiz yoksa, çok zayıf değilseniz bir süre aç kalmanın ve aralıklı beslenmenin bir zararı yoktur. Bilinen kronik bir hastalığınız varsa, aralıklı beslenmeyi denemeden önce doktorunuza danışınız.

UZUN ARALIKLI BESLENME NASIL YAPILIR: YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN KILAVUZ

Uzun aralıklı beslenme son yıllarda giderek daha popüler hale gelen sağlıklı yaşam formudur. Aralıklı beslenme ile kilo verme, vücudunuzu daha sağlıklı hale getirme ve hayatınızı basitleştirme imkanına sahipsiniz. Aslında aralıklı beslenme insan doğasına sürekli yemek yeme alışkanlığından daha uygun bir yaşam biçimidir. Yapılan çalışmalar aralıklı beslenmenin vücudu kuvvetlendirdiğini, kanser dahil olmak üzere kronik hastalıklara karşı koruduğunu ve yaşam süresini uzattığını göstermiştir.
Aralıklı beslenmede ne yediğinizden ziyade uzun açlık ve yemek döngüleri olan bir beslenme alışkanlığı kazanmanız amaçlanır. Bu nedenle aralıklı beslenme bir diyet şekli değil, yaşam biçimidir. Ramazan ayında tutulan oruçtan farkı su içmenin serbest oluşudur.
Uzun aralıklı beslenme pek çok şekilde yapılabilir. En sık yöntemler günlük 16 saat açlık (16/8) ve haftada 2 kez yapılan 24 saatlik açlıktır.
16/8 yöntemi: Leangains yöntemi olarak da bilinir. Bu yöntemde erkekler 16 saat, kadınlar 14 saat aç kalırlar, kahvaltı atlanır, ve günlük yemek süresi 8 saatle sınırlanır; örneğin öğlen 12 ile akşam 8 arası gibi. Sonra bir sonraki döngüye kadar hiçbir şey yenmez. Su, şekersiz çay ve sade kahve tüketilebilir.
Ye-Dur-Ye diyeti: Bu yöntemde açlık süresi 24 saattir. Haftada 1 veya 2 kere uygulanır. Örneğin bir gün akşam yemeğinden ertesi gün akşam yemeğine kadar yemek yenmez.
5:2 yöntemi: Bu yöntemde haftada ardışık olmayan 2 gün 500-600 kalori alınır, diğer 5 gün normal şekilde yemek yenir. 
Alternatif gün yöntemi: İki günde bir oruç tutulur. Bazılarına göre bu günlerde 500 kalori beslenmeye izin verilebilir. Zor bir yöntemdir, yeni başlayanlar için önerilmez.
Savaşçı diyeti: Gün boyunca çiğ sebze ve meyveler tüketilip, akşam büyük bir öğün yenir. Toplam 4 saatlik beslenme periyodu vardır.
Yemek atlama: Bazı günlerde, canınız istemediğinde öğün atlayabilirsiniz. Belli bir kuralı yoktur. En doğal yöntemlerden biridir, diğerlerine göre daha az etkilidir.
Bu yöntemlerin hepsi tüketilen kalori miktarını azaltarak kilo verilmesine yardımcı olur. Ancak beslenmenin serbest olduğu aralıklarda yemeği abartmamanız gerekir.
Bu yöntemler içinde yapılması en kolay ve dünyada en sık uygulanan yöntem 16/8 metodudur. Ancak sabah kahvaltısının atlanması ciddi bir problemdir. Kahvaltının atlanmasının kanser riskini artırdığına dair çalışmalar bile vardır. O nedenle serbest yemek aralığının 12-20 arasında değil,  09-17 veya 10-18 arasında yapılmasının daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Hatta gece yeme alışkanlığının terk edilmesi durumunda 12 saatlik açlık aralığının (akşam 7’den sabah 7’ye kadar) yeterli olabileceğine dair görüşler de mevcuttur.
Burada önemli olan açlık boyunca yeterli sıvı tüketilmesi, açlık süresinin 16-24 saati geçmemesi ve açlık periyotları arasında yeterli vitamin, mineral, protein ve gerekli yağ asitlerinin alınmasıdır. Aralıklı beslenme her hasta ve her kanser türü için uygun olmayabilir. Doktorunuza mutlaka danışınız.

UZUN ARALIKLI BESLENME KANSERİ NASIL ENGELLİYOR?

Açlık sırasında vücutta hücresel ve moleküler düzeyde pek çok değişiklikler yaşanır. Büyüme hormonu düzeyleri hızla yükselir, 4-5 katına çıkabilir. Bu sayede yağ yakılır ve kas gelişimine sebep olur. Obeziteyi azaltır. İnsülin hassasiyeti gelişir, insülin direnci düşer. İnsülin düzeyleri de dramatik olarak azalır. Böylece yağ yakılması kolaylaşır.


Aralıklı beslenme hücresel yenilenmeyi artırır. Açlık durumunda hücreler kendilerini yenilerler. Otofaji denen süreçte hücreler birikmiş eski ve işlevini kaybetmiş proteinleri sindirerek ortadan kaldırır. Otofaji durumunda CD73 molekülü düzeyleri düşerek adenozin üretimini azaltır, dolayısıyla makrofajlar üzerinden bağışıklığı artırır. Genetik düzeyde yaşlanmayı düzenleyen ve kronik hastalıklara karşı koruyucu genlerin işlevini düzenler.


Açlık durumu kanserin önlenmesi ve tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Bu konudaki literatürün çoğu hayvan çalışmalarına dayanmakla birlikte, oluşan genetik ve moleküler değişiklikler açlık halinin kanserin önlenmesindeki rolünü göstermektedir. Açlık sırasında genetik düzeyde insülin-benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) seviyeleri %50 düşer, glukoz %30 düşer, ve IGF-1 bağlayıcı protein düzeyleri 5-10 kat artar. Bununla ilişkili çok farklı hücre tipindeki yüzlerce farklı gen ifadesinde değişiklikler olur. Stres direncinde artış ve kanser hücresi gelişiminde gerileme görülür. Aralıklı beslenmede hücrelerin periyodik olarak karşılaştığı açlık gibi uç durumlarda hücresel yaşlanma gecikir, kanserli hücreler bu duruma ayak uyduramadıkları için hızla ölürler.

Çok düşük IGF-1 ve glukoz düzeyleri ve yükselen IGF-1 bağlayıcı protein düzeyleri kanser hücresi ölümünü hızlandırırlar. Aerobik glikoliz azalır ve oksidatif fosforilasyon sonucunda DNA hasarı oluşur. Kazanılmış mutasyonlar sebebiyle kanserli hücrelerin stresli çevresel uç durumlara karşılık verme yeterlikleri azaldığından, açlık halinde hızla ölmelerine sebep olur. Kemoterapi sırasında açlık hali normal hücreleri ilaç yan etkilerine karşı korurken, kanserli hücreler strese karşı koyamazlar. Buna stres direnci farklılaşması denir. Bir çalışmada kemoterapi alan hastalarda aralıklı beslenme uygulamasının yan etki sıklığında azalmaya sebep olduğu ve hastaların kemoterapiyi daha iyi tolere ettikleri gösterilmiştir.

Açlık sırasında ortaya çıkan keton cisimcikleri histon deasetilazları engeller. Böylece epigenetik mekanizmalar yoluyla tümör büyümesi yavaşlar ve farklılaşma hızlanır. Diğer bir mekanizma, meme kanserinde gösterilen haem oksijenaz 1 (HO1) üretiminin azaltılmasıdır. Böylece meme kanseri hücreleri bağışıklık sisteminin ana hücresi olan CD8 T lenfositlerinin etkilerine daha açık hale gelirler.


Hormon seviyelerindeki değişiklikler, hücresel düzeydeki yenilenme ve gen ifadelerindeki artışlar aralıklı beslenmenin sağlığımız üzerindeki pozitif etkilerinden sorumlu biyolojik faktörlerden sadece bazılarıdır. 


Burada önemli olan açlık boyunca yeterli sıvı tüketilmesi, açlık süresinin 16-24 saati geçmemesi ve açlık periyotları arasında yeterli vitamin, mineral, protein ve gerekli yağ asitlerinin alınmasıdır. Aralıklı beslenme her hasta ve her kanser türü için uygun olmayabilir. Doktorunuza mutlaka danışınız.

UZUN ARALIKLI BESLENMENİN FAYDALARI

Uzun aralıklı beslenmenin vücudunuza pek çok faydası vardır. Kilo vermenizi sağlayarak kalp hastalıkları, tip 2 diyabet ve kanser riskini düşürür. Uzun aralıklı beslenme ile ilgili yapılan çalışmalarda kilo kontrolü ile vücut ve beyin sağlığı üzerine faydaları gösterilmiştir. Yaşam süresini uzattığı da gösterilmiştir.

Aralıklı beslenmeyle göbek çevresinde %5-7 kısalma olabildiği bildirilmiştir. Aralıklı beslenme sırasında zayıflarken kas kaybı yaşanmaz. Bunun için bilerek ve isteyerek kalori sayımı ve kısıtlaması yapmak gerekmez. Aralıklı beslenme metabolizma hızını %5-15 artırarak daha fazla kalori yakılmasına sebep olur.

Kalori kısıtlaması yapan diyetlerin en önemli zorluklarından birisi sağlıklı yemekleri pişirmek ve planlamak için harcanan zaman ve efordur, o nedenle idamesi zor olabilir. Aralıklı beslenme çok fazla plan yapmanıza, pişirmenize, yemekten sonra bulaşık ve temizlik yapmanıza gerek kalmadığı için hayatınızı kolaylaştırır.

Aralıklı beslenme insülin direncini azaltarak kan şekerini %3-6 civarında düşürür. Açlık insülin düzeyleri %20-30 civarında azalarak tip 2 diyabet riskini azaltır. Aynı zamanda büyüme hormonu ve yağ yakıcı hormon noradrenalin düzeylerinin de arttığı bildirilmiştir.

Romatizmal kronik hastalıklara sebep olan yangı (inflamasyon) belirteçlerinde düşme görülür. Otoimmün hastalıkları, romatizmal hastalıkları engellediği ve immün yaşlanmayı geciktirdiği yönünde çalışmalar vardır.

Kalp sağlığına faydalıdır. Aralıklı beslenme kalp hastalıklarına sebep olan kötü kolesterol LDL’yi ve trigliseridleri azaltır, kan şekeri ve insülin direncini düşürür.

Hayvan çalışmalarında aralıklı beslenmenin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir.

Yaşlanmadan korunmayı sağlar. Hayvan çalışmalarında aralıklı beslenme uygulanan sıçanların daha uzun yaşadığı gösterilmiştir. Aralıklı beslenme beyin hormonu “beyin kaynaklı nörotrofik faktör” (BDNF) düzeyini artırır ve yeni sinir hücresi büyümesini kolaylaştırır. Ayrıca Alzheimer hastalığından koruyabileceği bildirilmiştir. 

UZUN ARALIKLI BESLENME KANSERDEN KORUR MU?

Kanser ve beslenme arasındaki ilişki çok uzun zamandan beri bilinmekte ve araştırılmaktadır. Son zamanlarda oruç tutmak veya daha yaygın kullanılan adı ile uzun aralıklı beslenmenin (intermittent fasting) kanserden koruyucu etkileri üzerinde çok sayıda araştırma yürütülmektedir. Özellikle hayvan modellerinde açlık etkisinin kanser oluşumunu geriletebileceği gösterilmiştir. 


Uzun aralıklı açlığın kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçların etkilerini artırdığı öne sürülmektedir. Aralıklı açlık uygulamasının kanser hücrelerini kemoterapiye daha hassas hale getirdiği ve normal hücreleri kemoterapi yan etkilerinden koruduğuna dair çalışmalar vardır. Ayrıca kansere karşı vücudun bağışıklığını ve direncini artırdığı bilinmektedir. 

Aralıklı beslenme uygulanan farelerde obezite ve tip 2 diyabet gelişiminin engellendiği gösterilmiştir. Obezitenin kanser için majör bir risk oluşturduğu göz önüne alındığında buradan kanser tedavisinde kullanımının faydası olabileceği sonucu çıkarılabilir. Başka bir çalışmada farelerde kanser riskinin düştüğü ve insanlarda insülin benzeri büyüme hormonu düzeyinin azaldığı gösterilmiştir. Bir başka çalışmada, kemoterapi alan farelerde aralıklı beslenmenin meme kanseri ve cilt kanserlerinin ilerlemesini yavaşlattığı ve açlık durumunda bağışıklık hücreleri olarak bilinen tümör infiltre eden T lenfositlerin sayılarının arttığı bildirilmiştir. Çalışmaların çoğu hayvan deneyi şeklinde olduğu için bunların hastalara direk uyarlanması doğru olmayabilir. Bu konuda hastalar ile yapılacak geniş çaplı iyi dizayn edilmiş çalışmalara ihtiyaç vardır. 

Uzun aralıklı beslenme uygulamaları farklı şekillerde yapılabilir. Burada önemli olan açlık boyunca yeterli sıvı tüketilmesi, açlık süresinin 16-24 saati geçmemesi ve açlık periyotları arasında yeterli vitamin, mineral, protein ve gerekli yağ asitlerinin alınmasıdır. Aralıklı beslenme her hasta ve her kanser türü için uygun olmayabilir. Doktorunuza mutlaka danışınız.

KANSER HASTALARI ORUÇ TUTABİLİR Mİ?

Ramazan ayının gelişi ile kanser hastaları oruç tutabilir mi sorusu sıklıkla sorulur hale geldi. Oruç tutmak islamiyetin en kutsal ibadetlerinden biridir. Oruç tutmanın dini kazanımlarının yanı sıra kanser üzerine de faydası olabilir. Yapılan bazı çalışmalar açlık durumunun kanseri geriletebileceğini ve kemoterapinin daha etkili olabileceğini göstermiştir.
Ancak kanserin tedavisi sırasında bol sıvı alınması son derece önemlidir. Düzenli beslenme ve yeterli su tüketilmesi özellikle kemoterapi gibi aktif tedavi alan kanser hastaları için olmazsa olmazdır. Kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal gibi yan etkiler hastaları sarsabilir. Kemoterapi sırasında alınan ilaçlar vücuttan genellikle böbrekler aracılığıyla atılır. Bu nedenle kemoterapi tedavisi olan hastaların beslenmeleri ve yeterli sıvı tüketmeleri tedavi etkinliği ve yan etkilerinden korunmak için gereklidir. Ayrıca genel durumu nispeten bozuk ve zayıf hastaların da oruç tutmaları risk teşkil eder. Sonuç olarak aktif tedavi alan veya gıda alımı zaten bozuk hastaların oruç tutmaları tavsiye edilmez.
Ancak koruyucu kemoterapi tedavisini tamamlamış, hastalıksız takip edilen remisyondaki kanser hastaları oruç tutabilirler. Yine de oruç tutma kararını verirken sizi tedavi eden onkoloji uzmanı hekiminize danışmanız önemlidir.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

STRES KANSER YAPAR MI?

Stres günlük hayatımızın bir parçasıdır. Kısa süreli stres genellikle kolayca üstesinden gelinebilen bir durum olmakla birlikte, uzun süreli kronik stres sağlığınızı ciddi olarak bozabilir. 

Uzun süreli ve ne zaman biteceği belli olmayan stresli durumlar bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalıklara davetiye çıkarabilir. Vücut stres ile başa çıkmak için bazı hormonlar salgılar; buna bağlı olarak kan basıncı artar, nabız yükselir ve kan şekeri artar . Uzun süreli stres yaşayan kişilerde hazımsızlık, kısırlık, idrar yolu problemleri ortaya çıkabilir ve bağışıklık sistemi zayıflar. Bu kişilerde infeksiyonlar, başağrıları, uykusuzluk, depresyon ve kaygı bozuklukları sık görülür. Anoikis adı verilen kanserli hücrelerin ölümünün stresli kişilerde azaldığı, kan yapımını artıran hormonların arttığı ve bu süreçlerin kansere zemin hazırladığı iddia edilmektedir. Ayrıca stresli durumlarda sigara içmek, fazla yemek ve alkol tüketimi gibi sebepler kanser riskinizi dolaylı olarak artırabilir. 
Ancak, bağışıklık sisteminin zayıflamasının kanser gibi hastalıkları artırabileceğini öne süren uzmanlar olsa da, stres ile kanser arasında çok net bir bağlantı tespit edilememiştir. Yapılan geniş kapsamlı çalışmalarda stres ile bağırsak, akciğer, meme, prostat kanserleri arasında herhangi bir ilişki tespit edilmemiştir. Yine de siz stresten uzak durun, iyi uyuyun, düzenli egzersiz yapın ve sağlıklı beslenin.

KOLONOSKOPİ BAĞIRSAK KANSERİNDEN ÖLÜMLERİ ENGELLİYOR


Mart ayı kolon kanseri farkındalık ayı olarak biliniyor. 13 Mart’ta yayınlanan kapsamlı bir çalışma kolon kanserinin engellenmesi ile ilgili çok önemli bilgiler verdi. Kolon kanserinde kolonoskopi tarama amaçlı olarak kullanılmaktadır. Ancak şimdiye kadar kolonoskopinin kolon kanserinden ölüm riskini azaltıcı etkisinin olup olmadığı çok net ortaya konamamıştı. Bu çalışmayla kolonoskopi yaptırmanın kolon kanserinden ölümleri sol taraflı tümörlerde %72 ve sağ tarafı tümörlerde %46 azalttığı gösterilmiştir. 

Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile 50 yaşında itibaren on yılda bir kolonoskopi yaptırmak sizin de hayatınızı kurtarabilir.

BİR TÜP KAN İLE KANSERİN ERKEN TEŞHİSİ MÜMKÜN OLABİLECEK


Likid biyopsi denilen tetkikle kandaki minik DNA parçacıkları ve tümör proteinleri tespit edilebiliyor. Likid biyopsi tekniği ile ABD‘de bulunan Johns Hopkins Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi tarafından yönetilen devrim niteliğindeki bir çalışmada, vücudun geri kalanına yayılmadan önceki dönemde sekiz kanser tipini tanımlayabilecek bir test geliştirildiği bildirildi. Evre 1-3 arasında olduğu tespit edilen 1005 kanserli hasta çalışmaya dahil edildi. Metastaz gelişmeyen hastalarda bile dolaşımda kanser hücre parçacıklarının tespit edilebileceği gösterildi. Bu testin erken evrede yakalayabileceği kanser türleri yumurtalık, karaciğer, mide, pankreas, özofagus, kolorektal, akciğer ve meme kanseri. Bu kanserler Dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyorlar.
Araştırmacılar, CancerSEEK olarak adlandırılan testin, "metastaz başlamadan önce kanseri saptamak için önemli bir fırsat“ niteliğinde olduğunu vurguladılar. Test, tüm erken evre kanserleri belirleyemese de, yüzde 70 oranında başarı ve yüzde 1'den daha düşük bir yanılma oranına sahip. Bu testin, bazı kanser türlerinin erken teşhisinde devrim yaratacağı ve potansiyel olarak binlerce hayat kurtaracağı belirtiliyor.
Test geliştirilme aşamasında olduğu için rutin kullanıma henüz açık değildir. Ticari olarak satışa sunulması için daha ayrıntılı çalışmaların sonuçlanması beklenmektedir. Bundan sonraki aşamalarda sağlıklı insanlar üzerinde kanser taraması için kullanılıp kullanılamayacağına bakılması planlanmaktadır. Bu amaçla 10,000 kişi üzerinde denenmeye başlanmıştır. Likid biyopsi yönteminin gelecekte kanser tarama yöntemlerini tamamen değiştireceği öngörülmektedir. İleri evre hastalarda mutasyonları tespit etmek için yaygın olarak kullanılan test ülkemizde geri ödeme kapsamında bulunmuyor.

KANSERDE KORUYUCU KEMOTERAPİ NEDEN VERİLİR?


Pek çok hasta ameliyat ile tümör çıkarıldıktan sonra neden koruyucu kemoterapiye ihtiyaç olduğunu merak eder. Çok başarılı ameliyatlar sonrasında bile hastalığın özelliğine göre tekrarlama, nüks etme ihtimali vardır. Tetkiklerde gözükmeyen, mikroskopik tümör artıkları bazen kalabilir. Tedavi edilen tümörün cinsine göre koruyucu tedavilerden fayda sağlanarak hastalığın nüks etme ihtimali azaltılabilir. Koruyucu amaçla kemoterapi veya hormon tedavisi veya radyoterapi kullanılması gerekebilir. 

Her tümörde koruyucu kemoterapi etkili olmayabilir. Çok erken evreler dışında, meme kanseri, bağırsak kanseri, mide kanseri, akciğer kanseri ve başka birkaç kanserde daha koruyucu tedavinin faydaları net olarak ortaya konmuştur.
Koruyucu tedavi gerekip gerekmediğine onkoloji uzmanınız karar verir. Burada kanserin evresi, lenf bezlerine yayılımı olup olmaması ve tümörle ilgili bir takım patolojik bilgiler karar vermede önem taşır. Bu nedenle hastaların kanser ameliyatı sonrası bir tıbbi onkoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeleri gerekir.

26 Aralık 2017 Salı

KEMOTERAPİ SIRASINDA YAPILMASI GEREKENLER

Kanser kemoterapisi kolay bir süreç değildir. Hastaların fiziksel ve ruhsal olarak yorgun hissetmeleri çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu süreci kolay atlatmak için yapılabilecek basit şeyler vardır.

Hareket edin. Kendinizde hareket edecek enerjiyi bulamayabilirsiniz. Fakat hareket ettikçe enerjinizin giderek arttığını fark edeceksiniz. Çok zorlamadan günlük 15-20 dakikalık yürüyüşler yeterli gelebilir. Fazlasını yapabiliyorsanız daha iyi olur. Ayrıca dışarıya çıkmak, parkta veya deniz kenarında gezinmek rahatlatıcı olabilir.

Gününüzü planlayın. Gün içerisinde yapılması gerekenleri yapın, ertelenebilecek işleri erteleyin. Arada dinlenmeyi ihmal etmeyin.

İyi uyuyun. Özellikle iyi bir gece uykusu dinlenmeniz için gereklidir. Gündüz uyumaktan kaçının.

Bol sıvı tüketin. Vücudun susuz kalması yorgunluğunuzu artırabilir. Yanınızda su bulundurun ve sık sık için.

Sık sık bir şeyler atıştırın. Tedavi sırasında gücümüzü korumak için kalori ihtiyacı olacaktır. İştahsız bile olsanız sık sık ve az az yemek yemek yeterli kalori almanızı sağlayacaktır.

Şekeri azaltın. Karbonhidratlar ve şekerli gıdalar enerjinizi artırabilir ancak Kan şekeri yükseldiği gibi çok çabuk düşer. Bu durum yorgunluğunuzu artırabilir. Kan şekerinizi belli bir sınırda tutmak için ara ara proteinli ve sağlıklı yağlar içeren atıştırmalıklar yiyebilirsiniz. Kabuklu kuruyemişler ve meyveler idealdir.

Çevrenizden yardım isteyin. Her şeyi tek başına yapmanız mümkün değildir. Bu konuda arkadaşlarınızdan ve sevdiklerinizden küçük istekleriniz olabilir. Bunları seve seve yapacaklarından emin olabilirsiniz.

Doktorunuzla sürekli irtibat halinde olun. Sıkıntılarınızı ve sorunlarınızı paylaşın. Bu sayede problemlerinize daha kolay çözümler bulabilirsiniz.

KEMOTERAPİ ALAN HASTALAR BOL SU TÜKETMELİ

Kemoterapi sırasında vücudun susuz kalmaması son derece önemlidir. Organların kusursuz çalışmasını idame ettirmek için su gereklidir. Atıkların ve toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması ve vücut sıcaklığının kontrolü için suya ihtiyaç vardır. İnsan vücudunun yaklaşık üçte ikisi sudan oluşur. Vücudun hafif de olsa susuz kalması durumunda bir takım istenmeyen yan etkiler ve belirtiler görülür. Ağız kuruluğu, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma ve kabızlık en önemli belirtilerdendir.
Günde en az 2 litre su içilmesi önerilir. Ateş, ishal, bulantı ve kusma gibi durumlarda vücudun su ihtiyacı daha da artar. Susuzluk hissetmeseniz bile içtiğiniz su miktarını takip ederek yeterli sıvı aldığınızdan emin olmanız önemlidir. Su içemiyorsanız, çorba, soda, sulu meyveler gibi sıvı içeren şeyler tüketebilirsiniz. Ayrıca suyunuza limon parçaları veya nane koymak suyun tadını değiştirerek içiminizi kolaylaştırabilir. Çok fazla kafein tüketmek idrar miktarını artırarak su kaybı yapabilir, çay ve kahve sınırlı veya kafeinsiz tüketilmelidir.
Yeterli sıvı içemiyorsanız, içmenize rağmen hala susuzluk hissediyorsanız, idrarınız koyu renk veya azalmışsa doktorunuza danışınız. Vücudun sıvı dengesi ve böbrek fonksiyonları değerlendirildikten sonra serum verilmesi gerekebilir.

KANSERDE C VİTAMİNİ FAYDALI MIDIR?


C vitamini taze sebze ve meyvelerde bulunan, suda çözünen, vücut için çok gerekli bir vitamindir. C vitamini tabletleri grip ve nezlede bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla veya yara iyileşmesi, kalp sağlığı ve kanser önlenmesi için bir antioksidan destek olarak kullanılmaktadır. C vitamini kullanımı tip 2 diyabette kan şekerini ve lipidleri azaltabilir. Ayrıca Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olabileceği bildirilmiştir.

C vitamininin kanserin önlenmesindeki rolü çok net değildir. Yapılan çalışmalar oksidatif stresi azalttığını göstermektedir. Kandaki yüksek C vitamini düzeylerinin düşük gastrointestinal kanser insidansı ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Diğer kanserlerdeki rolü hakkındaki bilgiler çelişkilidir. Hatta karaciğer kanseri gibi bazı kanserleri artırabileceğine dair çok da güvenilir olmayan yayınlar bile vardır.

Yüksek doz C vitamini alternatif kanser tedavisi olarak kullanılmaktadır. Yeni bağ dokusu oluşumunun artışıyla tümör hücrelerinin etrafa yayılımının azalacağı hipotezi üzerine kurulmaktadır. Yüksek doz C vitamininin ağız yoluyla hap olarak alınması beklenen etkiyi göstermemiştir. Bu nedenle daha yüksek seviyelere ulaşmak için damardan kullanımı ile kanser hücreleri üzerine seçici etkilerinin oluşabileceği bildirilmektedir. Damardan yüksek doz C vitamini kullanımının kemoterapiye bağlı yan etkileri azalttığı ve hastaların hayat kalitesini artırdığı gösterilmiştir.

Günümüz bilgileriyle kanser tedavisi amacıyla C vitamini kullanılması önerilmemektedir. Belirgin bir yan etkisinin olmaması nedeniyle soğuk algınlığı ve gripal enfeksiyonların önlenmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve kemoterapi sırasında yan etkilerin azaltılması için kullanılabilir.